Modern yaşamımızda teknoloji her yanımızı sarmış durumda. Gideceğimiz yeri bulmak için GPS ile donanmış navigasyon cihazlarını kullanıyoruz. Fiber optik kablolardan akan veri bilgisayarlarımıza baz istasyonlarından yayınlananlar da akıllı telefonlarımıza hızla ulaşıyor. Pek azımız durup bu icatların kökenini merak ediyoruz. Oysa icat edilen bir şeyin daha önce başka biri tarafından zaten icat edilmiş olma ihtimali patent ofislerinin kurulma sebepleri arasında. Ayrıca bir keşif çoğu kez başka icatların önünü açıyor ve insanlığın gelişimini hızlandırıyor.

Antik Çin Medeniyeti insanlığın ilerlemesine en büyük katkıyı yapan medeniyetlerden biridir. Çin kültürünün yaptığı en önemli on buluşu sunuyoruz

Barut

Efsaneye göre barut, Çinli simyagerler tarafından ölümsüzlüğü ararken yanlışlıkla bulunmuş. Barutun icadındaki ironi insanların ömrünü uzatma çabasının onları öldürmeye yarayan bir silahla sonlanmış olması.

Eskiden barut potasyum, nitrat, kömür ve kükürtün karışımıyla elde ediliyormuş ve bu ilk olarak Zeng Goliang tarafından 1040 yılında derlenen En önemli Askeri Teknikler Koleksiyonu’nda anlatılmış. Barutun daha erken zamanlarda keşfedildiği düşünülüyor. Çünkü Zeng, üç farklı barut karışımından bahsetmiş ve Çinliler orduda barutu ilkel el bombası olarak kullanmadan önce havai fişek ve işaret fişeği olarak kullanmış.

Bir süre sonra, metallerin karışıma eklenmesiyle farklı renklerde barut patlamaları ortaya çıkmış ve günümüzdeki havai fişekler doğmuş. Ayrıca tabanca ve tüfek mermilerinin çekirdeklerini fırlatmak için barut patlatılıyor.

Pusula

Akıllı telefonlar ve navigasyon cihazlarıyla birlikte pusulanın öneminin azaldığını düşünebilirsiniz. Ama pusula icat edilmiş olmasaydı medeniyetin gelişmesi mümkün olmazdı. Her yerin birbirine benzediği açık deniz, gökyüzü ya da orman gibi yerlerde yolumuzu ve yönümüzü bulabilmemiz pusulaya bağlı.

İlk Pusula

Çinliler pusulayı ilk defa icat ettiklerinde, pusulanın iğnesi güneyi gösteriyordu. Çünkü Çinlilere göre ana yön kuzey değil güneydi. İlk pusulalar milattan önce 4. yüzyılda mıknatıs taşından yapılmıştı.

Mıknatıs taşının keşfi şans eseri olmuş. Çakmaktaşının üstüne yıldırım düşünce, içinde manyetit denen oldukça güçlü bir manyetik mineral oluşur. Mıknatıs taşının yön belirlemekte kullanılabileceği fikrini ilk olarak kimin ortaya attığı bilinmiyor. Ama Çin’deki arkeolojik kazılarda bulunan kehanet yazıtlarında pusula kepçelerinin resimleri bulunmuş. Çin kâhinlerine göre bu kepçeler yalnızca coğrafi yönü değil içsel uyumu gösteriyormuş.

Kâğıt

“Söz uçar yazı kalır” fikrinin ilk kimden çıktığı tam olarak belli değil. Ama Mezopotamya’da Sümerlerin at yarışlarında yazıyı kullandıklarını biliyoruz. Yazı dilini ilk kurgulayanların Sümerlilerle birlikte Mısırlılar olduğu düşünülüyor. Dillerinin ilk olarak yaklaşık 5000 yıl önce ortaya çıktığını biliyoruz. Ama bunun daha önceye dayandığını düşünenler de var. Karanlık çağlara ait mağaralardaki duvar resimlerinin sanatsal yanı kadar simgesel olarak dilinin bir örneği olması da değerlendiriliyor. Dil gelişmeye başladığında insanlar önemli sözleri bir şeylerin üstüne yazmaya başlamış olabilir. Kil tabletler, bambu, papirüs ve taş ilk üzerine yazı yazılan yüzeylerden bir kaçı.

Cai Lun ilk kâğıdı icat edince o dönemki Çin’de her şey değişti. Daha önce Çinliler bambu ve ipek üstüne yazıyorlardı. Milattan sonra 105 yılında Cai Lun odun lifi ve suyu karıştırıp dokuma kumaşının üstüne bastı. Kumaşın dokuması rutubetin yumuşak karışımın içine sızmasına izin verince ortaya sert kâğıt çıktı.

Makarna

Makarnayı ya da erişteyi seviyorsanız İtalyanlara değil antik Çinlilere teşekkür etmelisiniz. Çinliler İtalyanlardan 2000 yıl önce makarnayı bulmuşlar. 2006 yılında arkeologlar Çin’in Tibet sınırındaki Qinghai şehrinin Lajia bölgesinde yerin üç metre altında bir kâse erişte buldu. Bulunan bu erişte dünyadaki en eski makarna olabilir. Makarna iki tip darıdan yapılmaktadır ve ikisi de yaklaşık 7000 yıldır Çin’de ekilip biçilmektedir. Üstelik bu iki darı da günümüzde Çinliler tarafından kullanılmaktadır.

El Arabası

Çinliler el arabasını bularak tüm dünyadaki insanların sırtındaki yükü azaltmış. Han dönemi boyunca yaşamış olan Jugo Liang milattan sonra 2. yüzyılda ağır eşyaları taşımaya yarayan tek tekerlekli el arabasını tasarlamış. Jugo’nun tasarımında tutma yerleri yokmuş, daha sonra eklenmiş. Yine de Çinliler el arabasını Avrupalılardan bin yıl önce bulmuşlar.

El arabası, başka birçok teknolojik yenilikte olduğu gibi, ilk olarak askeri amaçlarla kullanılmış. El arabasının fiziksel avantajları sayesinde Çin orduları düşmanlarına karşı üstünlük kazanmış. Çinliler el arabasını yalnızca yük taşımak için değil ayrıca taşınabilir barikatlar kurmak için de kullanmış ve icatlarını yüzyıllarca gizli tutmuşlar.

Sismograf

Deprem deyince aklınıza Richter ölçeği gelebilir, ama Çinliler ilk deprem algılayıcıyı yani sismografı çok daha önce keşfetmiş. Çin İmparatorluğu astronomu Chang Heng milattan sonra 2. yüzyılın başındaki Han döneminde sıradan bir sismograf değil, büyüleyici güzellikte bir sismograf yapmış.

Heng’in sismografı dış yüzeyinde ağızları aşağıya bakan dokuz ejderha bulunan ağır bronz bir kazandan ve ejderhaların tam altında ağızlarını açmış yukarıya bakan dokuz kurbağadan oluşuyor. Kazanın içinde bir sarkaç bulunuyor. Eğer bir sarsıntı olursa sarkaç hareket edip kazanın içindeki mekanizmayı harekete geçiriyor. Sarkacın ve iç mekanizmanın hareketi depremin merkez üssünü gösteren taraftaki ejderhanın ağzındaki topun altındaki kurbağanın ağzına düşmesine neden oluyor. Bu ilk sismograf basit görünüyor olabilir ama batılı ulusların sismograflarından 1500 yıl önce icat edildiğini unutmayın.

Alkol

Alkollü içkiler kadar etil ve izopropil alkolü icat ettikleri için de Çinlilere teşekkür borçluyuz. Alkol kadar insanlara acı ve zevk veren pek az icat vardır.

Uzun yıllar boyunca, alkol mayalamanın (fermantasyonunun) başka benzer süreçlerden türetildiği varsayılmıştır. Milattan önce 3. yüzyılın başlarından itibaren Çinliler damıtma ve mayalama tekniklerini kullanarak sirke ve soya sosu gibi ürünleri arıtmayı öğrenmişler. Alkollü içkileri damıtmak bunu takip etmiş.

Son arkeolojik çalışmalar Çinlilerin mayalama tekniğini keşfetmelerinin tarihinin çok daha eskiye dayandığını gösteriyor. Henan ilinde bulunan 9000 yıllık kırık çömlek parçalarında alkol izlerine rastlanmış. Araplar Çinlilerden ancak 1000 yıl sonra alkollü içki üretmeye başlamış.

Uçurtma

Uçurtmaların 2.400 yıldır Çin kültürünün bir parçası olduğu düşünülüyor. Milattan önce 4. yüzyılda filozof Gongshu Ban ve sanat kolleksiyoncusu Mo Di birlikte ilk uçurtmayı yapmışlar. Bu uçurtma bir kuş biçimindeymiş ve rüzgârda bir aşağı bir yukarı salınıyormuş. Bu yenilik insanları çabucak etkilemiş ve hızla tüm Çin’e yayılmış.

Zamanla Çinliler uçurtmayı eğlencenin dışında kullanmanın da yollarını bulmuş. Sandalınız yoksa uçurtmayla balık tutabileceğinizi biliyor muydunuz? Oltayı uçurtmadan sallandırarak erişilmesi zor sularda balık avlamışlar. Ayrıca uçurtmaları askeri amaçlarla da kullanmışlar. İlk hava saldırılarını uçurtmalarla yapmış Çin ordusu. Bu insansız hava araçları düşmanların üstüne bomba bırakıyormuş. Ayrıca psikolojik harekâtta da kullanmışlar uçurtmaları. Çin ordusu 1232’de Moğol karargâhına havadan propaganda broşürleri atmak için uçurtmaları kullanmış. Bu broşürlerde Çinli savaş tutsaklarının isyan çıkarıp düşman karargâhını ele geçirmeleri talimatları yer alıyormuş.

Askılı Planör

Daha önce de bahsettiğimiz gibi uçurtmalar milattan önce 4. yüzyılda icat edilmiş. Milattan sonra 6. yüzyılda Çinliler ortalama bir insanın ağırlığını kaldırabilecek daha büyük ve aerodinamik uçurtmalar yapmış. Zaten birilerinin uçurtmanın iplerinden kurtulunca ortaya ne çıkacağını görmesi an meselesiydi.

Çinliler günümüzde planör olarak bilinen yere bağlanmamış uçurtmalar kullanıyorlardı. Ama bu uçurtmalar adrenalin keyfi uçuşları için kullanılmadı: İmparatorlar suçluları ve düşman esirlerini planörlere bağlayıp kayalıklardan aşağı atmayı eğlenceli buldular. Zayıf bir kişi yere güvenle inmeden önce 3 kilometre uçuyordu. Bu uçuşlarla Çinliler havacılık konusunda Avrupalılardan 1335 yıl önde oluyordu.

İpek

Moğollar, Bizanslılar, Yunanlılar ve Romalılar maalesef kendilerini Çinlilerin barut gibi orduya yönelik yenilikleriyle karşı karşıya buldular. Buna karşın ipek Çinliler ve diğer kültürler arasındaki barış aracıydı. İpeğe talep çok fazlaydı, iyi bir kumaş Çin’in dışardaki dünyayla iletişimine yardım ediyordu. Bu kumaş Çin’in meşhur İpek Yolu’nun Akdeniz’e, Afrika’ya, Orta Doğu’ya ve Avrupa’ya kadar uzanmasını sağlıyordu.

İpekböceği üretimini kontrol edildiği yöntem 4700 yıl öncesinde de vardı. Milattan önce 3300’den 2200’e kadar süren Liangzhu dönemine ait bir mezarda bulunan bir el yazmasında ipek üretimi üzerine bir makale vardı. Çinliler ipeğin kaynağını çok uzun süre korudu. Bu sırrın kontrolünü ancak Avrupa’dan gelen keşişler ipekböceği yumurtalarını alıp Batı’dan geri götürdüğünde kaybettiler.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz