su
(bu sözcük kuraldışı olarak ad tamlamalarında belirten durumundayken suyun ve belirtilen durumundayken suyu biçimine girer)
ad
  1.  
    iki hidrojenle bir oksijen atomundan oluşan, doğal sıcaklıkta sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde.
  2.  
    bu sıvıdan oluşan ve yeryüzünün beşte dördünü kaplayan kitle, deniz, akarsu vb.
    "Gemi Türk sularında yakalandı"
  3.  
    canlıların içtiği, kullandığı sıvı.
    "Birkaç bardak su içti"
  4.  
    meyve, sebze gibi şeylerin sıkılmasıyla elde edilen sıvı.
    "Vişne suyunu, domates suyunu severim"
  5.  
    kimi çiçekler ya da yapraklar imbikten çekilerek elde edilen kokulu sıvı.
    "İsparta gül suyuyla ünlüdür"
  6.  
    yemeğin sıvı bölümü.
    "Hoşafın suyunu içti, tanesini bıraktı"
  7.  
    demir araçları yaparken, ateşte iyice kızdırdıktan, akkor durumuna getirdikten sonra suya daldırılarak onlara verilen sertlik.
  8.  
    bir şeyin kenarına koşut olarak yapılan süs.
  9.  
    sözcüğüyle birlikte iki su yıkamak, beş su yıkamak biçiminde kullanılarak defa, kez kavramını verir.
  10.  
    halk ağzından
    yaradılış, huy.
    "Onun suyuna göre davranırsan çalışır"
  11.  
    halk ağzından
    tahta, odun gibi şeylerde liflerin doğrultusu, yolu.
  12.  
    suyu içine çekmek, emmek.
    "Ayakkabısı su almaktaydı"
  13.  
    DEN.
    (gemi, sandal vb.) içine, dibinden su girmek.
    "Sandal su almış"
  14.  
    DEN.
    gemiye içme suyu doldurmak.
  15.  
    HEKİMLİK TERİMİ
    herhangi bir organdan, sağaltım amacıyla su boşatmak.
  16.  
    içine su almak, su emmek.
    "Ayakkabım su çekmiş"
  17.  
    alçak bir yerden, kuyudan vb. kovayla, tulumbayla ya da benzeri bir araçla su çıkarmak.
  18.  
    (zaman) çok hızlı bir biçimde geçmek.
  19.  
    (para) bir kimseye, bir yere bol bol gelmek.
  20.  
    (para) oluk oluk harcanmak.
  21.  
    (içki) bol bol içilmek.
    "Düğünde rakı su gibi akmıştı"
  22.  
    bol bol harcanmak.
    "Gezide para su gibi gitmişti"
  23.  
    çok harcanmak.
    "Bu hayat pahalılığında para su gibi gitmekteydi"
  24.  
    su sızdırmak.
    "Musluk su kaçırıyor"
  25.  
    argo
    davranışını aşırıya götürerek can sıkmak, baş ağrıtmak.
  26.  
    sebze, meyve, et gibi yarı katı nesneler, herhangi bir işlem sonunda ya da pişerken suyunu salıvermek.
  27.  
    teklifsiz (senlibenli) konuşmada
    sözünde durmamak.
  28.  
    argo
    durumun gereklerine uygun davranmamak, tatsızlık çıkarmak.
  29.  
    (bitki için) sulamak.
  30.  
    (hayvanlara) su içirmek, sulamak.
  31.  
    birine içmesi için su getirmek.
    "Bir bardak su verir misiniz?"
  32.  
    demirin sertlik, dayanıklılık ve esnekliğini artırmak için onu kızgınken suya batırmak.
  33.  
    (çamaşırları) üstünkörü yıkamak.
  34.  
    (sabunlu çamaşırı, bulaşığı) durulamak.
  35.  
    pek çok, pek bol.
  36.  
    kolaylıkla, kolayca, çok iyi.
    "O konuyu sular seller gibi bilen biri vardı"
  37.  
    işleyemez, bir işe yaramaz duruma gelmek.
  38.  
    (bir yer için) ortalıkta gürültü patırtı, hareket, canlılık kalmamak.
  39.  
    iş başından uzaklaştırılması yakın olmak.
  40.  
    kötü sonu yaklaşmak ya da gelmek.
  41.  
    bir suyun çıktığı yer, kaynak.
  42.  
    mec.
    en çok kazanç ve yarar sağlanacak yer.
  43.  
    mec.
    bir işin kendisinden biteceği en yetkili kişi.
  44.  
    (iş için) baştan savma, değersiz, özensiz.
  45.  
    bol olanakların ancak serpintilerinden yararlanma durumu.
  46.  
    (yemek) kaynaya kaynaya suyu kalmamak.
  47.  
    teklifsiz (senlibenli) konuşmada
    (para vb.) tükenecek duruma gelmek, tükenmek.

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz

Not: Yazılan yorumların sorumluluğu yazan kişiye aittir. Yazılan yorumlardan dolayı sitemiz hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.