Beyin ölümü klinik bir tanıdır ve beyin fonksiyonlarının tam ve irreversıbl (geri dönüşü olmayan) kaybıdır.

Beynin Görevleri ve İşlevleri(Fonksiyonları)

  • Duyu merkezidir (Görme, tat alma, koklama, işitme, dokunma duyu merkezidir).
  • İstemli yapılan hareketlerin merkezidir. (İskelet kasları tarafından gerçekleştirilen yüz, kol ve bacakların, parmakların hareketini yönetir. Hareket sinirleri omurilik soğanından geçerken çaprazlaşır. Bu nedenle beynin sağ tarafı vücudun solunu, beynin sol tarafı vücudun sağını kontrol eder).
  • Hafıza(Zeka), öğrenme, konuşma, yazma, bilgi depolama ve saklama davranışlarını yönetir. Zeka derecesi beynin maddesine, sinirlerin kalıtsal özellik ve gelişme derecelerine bağlı olarak değişir. Özetle zeka, bütün beynin fonksiyonudur.
  • Sevinç, ağlama, üzüntü gibi ruhsal durumların merkezidir.
  • Beynin içindeki hipotalamus bölgesi şunlardan sorumludur:
    • Vücut ısısını ayarlamak
    • Kan basıncını, kalp-damar sistemini, elektrolit dengesi (su- tuz–iyon vs.) düzenlemek
    • Enerji metabolizmasını, (karbonhidrat ve yağ metabolizmasını) metabolizma hızını düzenlemek
    • Hormonal denetim yapmak. (gebelik ve üreme hormonlarını kontrol eder,  hipofizi uyarır).
    • Strese karşı acil cevap vermek.
  • Beynin sol yarım küresi, konuşma, lisan öğrenme, sistematik, matematik işleri gibi faaliyetleri gerçekleştirir. Sağ yarım küresi ise, resim yapma, yol haritası takip etme, soyut kavramları algılama gibi faaliyetleri yürütür. Bir yarım kürenin yaptığından diğerinin haberdar olmasını nasırlı cisim sağlar.

Beyin Ölümü hangi durumlarda görülmektedir?

Bazı hastalıklar ve kazalarda her tür tedavi yetersiz kalabilmekte ve yaşam sonlanabilmektedir. İşte beyin ölümü bu gibi durumlarda yaşamın sonlanma sürecindeki en son dönemdir. Tüm dünyada erişkinde beyin ölümü nedenlerine bakıldığında, değişen oranlarda olmak üzere travmatik beyin hasarı (trafik kazaları, yüksekten düşmeler, darp ve ateşli silah yaralamaları) beyin zarları arasına veya beyin dokusu içinde olan kanamalar, ilk sıralarda yer almaktadır. Daha az sıklıkla hızlı ve kötü seyirli beyin iltihabı, bakteriyel menejit ve ani kalp durması(KARDİAK ARREST) sonrası beynin oksijensiz kalması(HİPOKSİ) diğer beyin ölümü nedenlerindendir. Çocuklarda ise motorlu araç kazaları, solunum yolunun tıkanması (yabancı cisim, çarpma vb..) ve şiddete maruz kalma (batı ülkelerinde) ilk sıralarda görülmektedir.
Beyin ölümü gerçekleşen kimseye dışarıdan bakıldığında ventilatöre bağlı ve kalp atımının olduğu görülmektedir, bu durum kişinin yaşamsal fonksiyonunun var olduğu izlenimini verir, bu yanlış tespittir.
Halbuki kişinin beyin ölümü tanısı konulmuştur yani yaşamsal fonksiyonlarını yöneten merkez işlevini yitirmiştir, geri dönüşümü mümkün olmayıp solunum fonksiyonunuda bitirmiştir, kişinin solunumunu ventilatör (solunum cihazı) sağlamaktadır. Halk arasında tabir edilen son nefes denilen durum aslında beyin ölümü tanısı alan kimselerde tespit edilmiştir. Kişi solunum fonksiyonunu yitirmiştir.

Beyin ölümü tanısı nasıl konuyor?


Beyin ölümü; beyin ve beyinsapı fonksiyonlarının geri dönülmez ve mutlak ölümle sonuçlanan bir süreç olduğuna göre, bu tanımlamada en ufak bir şüphe olmamalıdır.
Bu nedenle kanunlarımız açık olarak yazmaktadır.
Ülkemizde beyin ölümü tespiti tek bir hekim tarafından yapılmakmamaktadır.
Hastanede 1 nöroloji, 1 nöroşirüji, 1 anestezi ve reanimasyon uzmanı, 1 kardiyoloji uzmanı genel yoğun bakım ünitesinde kişiyi gerekli tetkiklerle detaylı olarak değerlendirdikten sonra karar verilir.
Mutlaka her hastaya yapılan, solunum tümüyle kaybolduğunu gösteren “solunum yokluğu (apne) testi” yanısıra, gerektiğinde yapılan doğrulayıcı testler klinik olarak konulan beyin ölümü tanısını desteklemekte ve kayıt altına alınmasını sağlamaktadır.

Beyin ölümü tanısının konulabilmesi için 3 temel koşul vardır;


1. Hastalığın ne olduğu mutlaka bilinmeli, uygulanan tüm tedavi yöntemlerine rağmen geriye dönüş mümkün olmamalıdır.
2. Beyin ölümünü taklit edebilecek geri dönebilen bazı hastalıklar ve zehirlenmeler, ilaç alımları ayrıcı tanıda gözönünde bulundurulmalı, aynı bu tip hastalıkların olmadığı da gösterilmelidir. Bu konuda laboratuvar çalışmaları ve bazı özel testler yardımcı olmaktadır.
3. Klinik olarak beyin ölümü tanısının konulabilmesi için de ayrıca üç ana kriter sağlanmış olmalıdır.
a) Derin ve geri dönüşü olmayan koma. Tam yanıtsızlık halidir ki kişi hiçbir şekilde uyandırılamaz.
b) Beyin sapı dediğimiz özel yaşamsal bölgenin kendisine özgü fonksiyonlarının test edildiği reflekslerin tümünün kaybolması gereklidir. Klinik muayene ile bu reflekslerin kaybı kolaylıkla belirlenebilmektedir.
c) Solunum yokluğu testi. Anestezi uzmanlarında gerçekleştirilen bu test sonucunda solunum merkezinin tamamen fonksiyonunu kaybettiği yani solunum fonksiyonunu kaybettiği yani solunum cihazı olmaksızın kesinlikle ve hiçbir zaman soluyamayacağı anlaşılmaktadır.

Beyin ölümü tanısının konulabilmesi için ayrıca her yaşa ve hastalık gruplarına özgü olmak üzere bir bekleme, güvenlik dönemi vardır. Bu dönem sonunda kişi tekrar tekrar muayene edilerek tam yanıtsızlık hali ve beyin sapı reflekslerinin tümünün kaybından emin olunmaktadır. Hastanelerde bu konuda eğitimli resmi kurulda görevli hekimler birbirinden bağımsız olarak kararlarını oluşturmakta, tüm hekimler onayladıktan sonra beyin ölümü tanısı kesinleştirilmektedir. 

Beyin ölümü ile bitkisel hayatla karıştırılmamalıdır. Beyin ölümünün ayrıca tanıları kesindir. Apne testinin (Solunum) pozitif olması yani solunumun tamamen yok olduğu durum beyin ölümünde görülür. Beyin ölümünde kişinin hayata dönmesi mümkün değildir.

BİTKİSEL HAYAT

    • Hastanın solunumu devam eder.
    • Bu hastalar aylarca, yıllarca yaşayabilirler
    • Bazı durumlarda iyileşme şansları vardır.

BEYİN ÖLÜMÜ

 

  • Solunum cihazına bağlıdır. Solunum yoktur.
  • Bu vakalar tıbben ölüdür.
Hayata dönmesi mümkün değildir.

 

Bu iki kavramın birbirinden tamamen farklı olduğu görülmektedir.